Geçenlerde bu yaz gitmek üzere bir günlük Kırklareli gezisi planı yapmıştım. Çoğunluğu yollarda geçen bu planı geçtiğimiz hafta gerçekleştirdik.Çoğunluğu yollarda dememin sebebi gezilecek pek çok yeri bir güne sıkıştırmaya çalışmamdı. Ama buna rağmen harika bir yolculuk yaptık.

İlk olarak Kırklareli merkeze gittik. Şehir içinde gezeceğimiz yerlerin birbirlerine yakınlığı sebebiyle arabamızı otoparka bırakarak yürümeyi tercih ettik.  Sabah kahvaltımızı Agam Börekte yaptıktan sonra müzeleri gezmek üzere Yayla Mahallesi istikametinde yürümeye başladık. Gittiğimiz ilk müze, Kırklareli Müzesi oldu.

Kırklareli Müzesi Girişi

Kırklareli Müzesi Girişi

Tabiat Salonu Girişi

Tabiat Salonu Girişi

Müzede girdiğimiz ilk yer “Tabiat Salonu” oldu. Bu odanın içerisinde Kırklareli ormanlarında bulunan hayvanların doldurulmuş şekilleri bulunuyor. Müzenin üst katında ise arkeoloji ve etnografya bölümü yer alıyor. Sanırım arkeoloji bölümü için ayrıca bir bahçesi de var ama biz oraya girmedik. Tabiat Salonundan sonra üst katını gezdikten sonra buradan çıktık ve sonraki durağımız olan Hızırbey Arastasına doğru yürümeye başladık. Sanırım gittiğimizde daha yeni açılıyordu, bazı kapılar kapalıydı. İçinde dört satıcı vardı, kolonya ve çember ağırlıklı eşyalar satılıyordu.

Arasta’dan çıktıktan sonra yukarıda “Atatürk Evi”nin tabelası gözüküyor. Biz de tabelayı takip ettik. Atatürk Evine giderken farklı bir bina gördük: Kültür ve Sanat Evi.

Kültür ve Sanat Evi

Kültür ve Sanat Evi

Kültür ve Sanat Evi’nin yapıldığı bu bina aynı zamanda Atatürk’ün Kırklareli’ye geldiği zaman(20-21 Aralık 1930) konuştuğu bina imiş. Bina içerisinde Kırklareli yöresine gelenek-görenekler, kaybolmaya yüz tutmuş meslekler bal mumu heykeller aracılığı ile canlandırılmış. Ayrıca tavana konumlandırılmış projeksiyon ile her odanın duvarına konuyla alakalı bir kısa film yansıtılıyor. Binaya girerken galoş giydikten sonra sol tarafta gelin odası ve sağ tarafta damat odası ile düğün kültürü canlandırılmış. Gelin odasında “Yüksek Yüksek Tepelere” türküsü çalıyordu, bu çok hoşuma gitti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bal mumu heykeller gerçekçi olmaları kadar bana göre biraz ürkütücüler de, özellikle yakınlaştıkça. Binanın ikinci katında bir bal mumu Atatürk heykeli, sunum odası ve peynir yapım odası bulunuyor. Alt katta ise kaybolmaya yüz tutmuş meslekler bal mumu heykeller ile canlandırılmış. Bu müzeye gerçekten bayıldım.

Buradan çıktıktan sonra Atatürk Evine gittik. Kültür ve Sanat Evinin yukarı çaprazında kalıyor, aralarında çok mesafe yok.

Atatürk Evinin dışarıdan görünüşü.

Atatürk Evinin dışarıdan görünüşü.

Kırklareli Belediyesi tarafından yapılmış Atatürk Evi, Atatürk’ün Selanikte doğduğu evin planına sadık kalınarak inşa edilmiş ve açılışı da 17 Ocak 2018’de yapılmış. Evin girişi arka bahçeden yapılıyor. Bahçede “39 ATA 39” plakalı bir traktör ve çitlerle çevrilmiş yeşil alan mevcut. Bu yeşil alanda üç çocuk heykeli ve balkondan baktığınızda göreceğiniz bir Atatürk imzası mevcut.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Binanın içine girdiğinizde ilk katta hatıra eşyası satılan bir oda mevcut. İlerleyen katlarda Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Bey’in silikon heykelleri bulunuyor. Onların yanı sıra “Milli Mücadele Dönemi” ve “Cumhuriyet Dönemi” şeklinde ayrılmış iki farklı Atatürk heykeli (Onlar da silikon.) mevcut. Katlar arasındaki merdivenlerin kenarları da Atatürk resimleriyle dekore edilmiş.

Kadın Emeği Değerlendirme Pazarı

Kadın Emeği Değerlendirme Pazarı

Burasını da gezmeyi bitirdikten sonra biraz mola verdik. Atatürk Evinin karşısındaki Yayla Parkını geçtikten sonra göreceğiniz “Kadın Emeği Değerlendirme Pazarı”ndan hediyelik eşyalar aldık.

Ali Rıza Efendi Kültür ve Sanat Evi

Ali Rıza Efendi Kültür ve Sanat Evi

Oradan sonra da Atatürk Evinin yaklaşık 150 metre ilerisinde bulunan, Atatürk’ün babasının adının verilmiş olduğu kent kültür evine gittik. Ali Rıza Efendi Kültür Evi içerisinde dört ülkenin(Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ) ortak kültürel değerlerine yer veriliyor. Biz bir tur ile denk geldiğimizden içerisi biraz sıkışıktı, çok fotoğraf çekemedim ama genel olarak alt katta kültürel kıyafetler, üst katta da ev içi eşyalar sergileniyordu. Diğer müzelere kıyasla burası biraz daha ufak olsa da güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ali Rıza Efendi Kültür Evine giderken gördüğümüz ama uğramadığımız Cam Boncuk Atölyesine dönerken uğradık. Orada boncukları yapan adam bizim için bir nazar boncuğu yaparken aynı zamanda yapılışını da anlattı. Örneğin bir boncuğun kuruması yaklaşık dört-beş saat kadar alıyormuş çünkü özel bir kum içinde yavaş yavaş kuruması gerekiyormuş. Eğer oraya yolunuz düşerse kendisi çok daha ayrıntılı ve güzel anlatıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buradan da çıktıktan sonra arabaya dönmek için merkeze doğru yürümeye başladık. Kadın Emeği Değerlendirme Pazarının olduğu sokaktan aşağı doğru yürürken tesadüfen bir saat kulesine rastladık. Kule civarına yapılan kabartmalar oldukça güzeldi. Bu kabartmalardan biri saat kulesinin arkasında bulunan bağ bozumu tanrısı Dionysos kabartması, diğeri ise saat kulesinin ön tarafında bulunan bağ bozumu kabartması. Yani anlayacağınız kabartmaların ikisi de bağ bozumu ile alakalı. Zaten Kırklareli’nin bağları, dolayısıyla bağ bozumu, meşhur. Hatta Kırklareli’ye eskiden Bulgarcada bağ kenti anlamına gelen “Lozengrad” denirmiş. Ayrıca Evliya Çelebi de, Seyahatnamesinde Kırklareli ve çevresindeki bağları “içinde adam yürüse kaybolur” şeklinde betimlemiş.

Açıkçası ben Kırklareli’nin merkezini çok sevdim. Her sokak lambasının altında bir de Atatürk resmi mevcuttu. Ayrıca belediyesinin logosunda bulunan üzümler ve Karagöz figürü de anlamlıydı. Yol kenarlarında, kaldırımlarda neredeyse hiç araba yoktu, ki zaten olmamalı da. Neyse, evlerin mimarisini de çok sevdiğimi söyleyip merkezden çıkalım. Bir sonraki hedefimiz Karapınar Şelalesi.

Karapınar Şelalesine gelmeden önce.

Karapınar Şelalesine gelmeden önce.

Üsküp üzerinde mola vererek yol tarifi aldım. Oradaki bir amca sağ olsun şelaleye giden yolu tarif etti, yoksa biraz zor bulurduk çünkü oralarda internet gitti ve ben yol tarifini indirmemiştim. Şelaleye gitmek istiyorsanız Dupnisa Mağarasına giderken kullanılan yolun aynısını kullanıyorsunuz ama şelaleye giderken hiçbir tabela yok, ya da biz görmedik.  Giderken fark edeceğiniz üzere yol kenarında pek çok çeşme var ve hepsinin bir ismi var. Üsküp’lü biri tarafından yaptırılan çeşmeden sonraki çeşme, şelaleye giden yolun olduğu çeşmedir. Çok güzel tarif ettim değil mi? Siz en iyisi Google Haritalar kullanın. Muhtemelen geldiğinizde anlayacaksınız çünkü arabanın girebileceği toprak bir yol var çeşmenin çevresinde.

Şelaleyi gördükten ve birkaç fotoğraf çektikten sonra Dupnisa Mağarasına doğru yola çıktık.

Dupnisa Mağarası

Dupnisa Mağarası

Dupnisa Mağarasının, bildiğim kadarıyla, iki farklı girişi var. Bizim gittiğimiz tarih dolayısı ile asıl girişi kapalıydı. Ama yılın her dönemi normalde çıkış olan taraftan giriş yapılabilir. Girdikten yaklaşık 100-200 metre, belki o kadar bile yoktur, kadar gidince devamına girişin kapalı olduğuna dair tabela konulmuş.  Eğer mağaranın tamamını gezmek isterseniz 15 Mayıs tarihinden sonra asıl giriş kapısı da açılıyor. Ama ondan önceki dönemde sadece kuru mağara diye tabir edilen bölümü açık.

Mağaradan çıktıktan sonra civarda satıcılar ve yemek yerleri mevcut. Bir amca sadece hardaliye satıyor, eğer hardaliye alacaksanız ondan almanızı tavsiye ederim. Diğerleri bir dolu eşya satıyor zaten. Bu arada hardaliye, Kırklareli ve çevresinde popüler olan alkolsüz bir üzüm içeceğidir. Yemek konusuna gelecek olursak, biz mağaranın girişinin altında kalan derenin karşı tarafındaki yeri tercih ettik. Orası da oldukça güzeldi.

Mağaradan çıktıktan sonra aslında daha Cehennem Şelalelerine ve Vize tarafına gitmeyi düşünüyorduk ama biz oralara gidene kadar hava çoktan kararmıştı. O yüzden bir günlük Kırklareli gezimizde oraları göremedik. Yine de bir gün içinde yeterince yer gördük. Artık bir dahaki sefere…