<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" ><generator uri="https://jekyllrb.com/" version="3.10.0">Jekyll</generator><link href="https://oguzhanaydin.com/feed.xml" rel="self" type="application/atom+xml" /><link href="https://oguzhanaydin.com/" rel="alternate" type="text/html" /><updated>2026-03-08T16:09:01+00:00</updated><id>https://oguzhanaydin.com/feed.xml</id><title type="html">Oğuzhan Aydın</title><subtitle>Kişisel Blog</subtitle><author><name>Oğuzhan Aydın</name></author><entry xml:lang="tr"><title type="html">2024 Şubat’ının Sonu</title><link href="https://oguzhanaydin.com/2024-subatinin-sonu" rel="alternate" type="text/html" title="2024 Şubat’ının Sonu" /><published>2024-02-29T00:00:00+00:00</published><updated>2024-02-29T00:00:00+00:00</updated><id>https://oguzhanaydin.com/2024-subatinin-sonu</id><content type="html" xml:base="https://oguzhanaydin.com/2024-subatinin-sonu"><![CDATA[<p>Yılın ikinci yazısından merhaba! Bu yazıyı yazıp yazmayacağımdan emin değildim ama işte buradayız.</p>

<p>Gurur ve Önyargı’yı bitirdikten sonra Kurt Vonnegut’ın Şampiyonların Kahvaltısı kitabına başlamıştım. Normalde fark etmeyeceğim bu kitabı Van Neistat’ın videolarında görünce okumaya karar verdim. Güzel bir kitap, 18. bölümde yazarın da kitaba dahil olma biçimi ayrıca ilgimi çekti.</p>

<blockquote>
  <p>“(…) Bazıları, ilerleme diye bir şey olmadığını söylüyor. İtiraf edeyim ki şu anda Dünya üzerinde insandan başka hayvan kalmaması kafa karıştırıcı bir zafer. (…)” - (Şampiyonların Kahvaltısı, Kurt Vonnegut, çeviri: Cem Akaş)</p>
</blockquote>

<p>Sonrasında Azra Erhat’ın Mavi Anadolu kitabını okumaya başladım. Geçen sene de <em>Homeros</em> kitabını okumuş, İlyada’yı okumayı planlamıştım ama İlyada’yı hala okumadım. Belki bu sene okurum. Mavi Anadolu okumaktan çok keyif aldığım bir kitap oldu. İş Kültür’ün gezi notları olarak sınıflandırdığı bu kitapta Azra Erhat’ın yolculuk notları, anlattığı efsaneler ve ayrıca denemeleri(belki köşe yazıları?) bulunuyor. İşaretlediğim çok yer var. Hem kelime kökeni olarak hem de efsane olarak çok şey öğrendim. Hermafrodit’in kökeni, Bodrum’un kökeni, mozole’nin kökeni ilk aklıma gelenler.</p>

<p>Bu yıl ayrıca, yine Azra Erhat’ın, Mavi Yolculuk ve İşte İnsan kitaplarını da okumak istiyorum. Bu kitapları edindiğim için istediğim zaman okuyabilirim ama istesem de okuyamayacağım bir kitabı fark ettim. Şöyle ki, Mavi Anadolu’nun kapağındaki desen ilgimi çekti. Kitabın arkasında desenin Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Mavi Yolculuk Defterleri kitabından alındığı yazıyor. Bu kitabı orada okuyana kadar bilmiyordum, ilgimi çekti, baktığımda da kitabın en son 2009’da basılıp bir daha basılmadığını gördüm. İş Kültür, Bedri Rahmi’nin Biz Mektup Yazardık kitabının ikinci baskısını 2021’de yapmıştı, ilk baskısından 6 yıl sonra. O kitabı da zaten bu sayede, 2. baskısı sayesinde edinmiştim. Dilerim Mavi Yolculuk Defterleri kitabının da artık yeniden baskısı yapılır ve benim gibi isteyenlerin de edinme şansı olur.</p>

<p>Mavi Anadolu kitabı, Troya ve Troya Efsaneleri bölümleri ile başlıyor. Bu ay ben de bir gün Tevfikiye’ye uğradım. Bu sefer çok vaktim yoktu gerçi ama kartpostal satılan bir yerde durdum ve hoş kartpostallar aldım. Aynı dükkandan bir de 2018 yılında çıkan Troya blok pulunu aldım, pulun adı “Unesco Dünya Mirası Listesindeki Eserlerimiz”. Kartpostallar güzeldi ve fiyat olarak da uygundu. Hoş, gerçi fiyatı tek uygun olan şey kartpostallardı, diğer her şeyin üstünde fiyat euro olarak yazıyordu. Ayrıca satıcı da ilgi çekici biriydi. Kendisiyle biraz daha konuşmak isterdim, ne yazık ki vaktim yoktu. Bir gün tekrar giderim ve umarım yine karşılaşırız.</p>

<p>Son olarak, bu ay 8 kartpostal aldım. Aldığım bu kartpostallar, <a href="/kartpostallar">geçen ay oluşturduğum sayfada</a> yayında.</p>]]></content><author><name>Oğuzhan Aydın</name></author><category term="Günlükler" /><category term="kartpostal" /><category term="günlük" /><category term="aylık" /><category term="okuduklarım" /><summary type="html"><![CDATA[Yılın ikinci yazısından merhaba! Bu yazıyı yazıp yazmayacağımdan emin değildim ama işte buradayız.]]></summary></entry><entry xml:lang="tr"><title type="html">2024’e Başlarken</title><link href="https://oguzhanaydin.com/2024-e-baslarken" rel="alternate" type="text/html" title="2024’e Başlarken" /><published>2024-01-28T00:00:00+00:00</published><updated>2024-01-28T00:00:00+00:00</updated><id>https://oguzhanaydin.com/2024-e-baslarken</id><content type="html" xml:base="https://oguzhanaydin.com/2024-e-baslarken"><![CDATA[<p><em>Yıllar geçse de bazı şeyler değişmiyor ve her geçen yıl da bunu kanıtlıyor.</em> Böyle söyleyince çok romantik oluyor, bir de bütün keramet yıllardaymış gibi. Bu söylemin zıttı da doğru ve bu sene benim yapmak istediğim de bu.</p>

<p>Bu internet sayfasını ilk olarak <em>2017</em>de oluşturmuşum, zaman zaman içerik girsem de bu içerikler çoğunlukla kalıcı olmadı ve sayfayı da aktif tutamadım. Bu sene ise, en azından ayda bir yazı girmeyi planlıyorum. <em>Ama</em> çok da iddialı değilim.</p>

<p>2023’ten 2024’e geçtiğimizde, 2023’le ilgili hala bitmeyen şeyler vardı. 2023’te okumaya başladığım <em>Tom Jones</em> ve aldığım dersler gibi. Tom Jones’u yeni yıla girdikten 3 gün sonra bitirdim, aldığım derslerin ise hepsinin sınavına girdim. Bu yazıyı yazarken tüm notlarım açıklanmamış olsa da hepsinden geçtiğimi <em>biliyorum</em>-ya da umuyorum diyelim-.</p>

<p>Yeni yıla başlarken bu sene daha çok okumayı düşünüyordum. İlk ay bu planın çok başarılı gittiğini söyleyemem. Bir süredir okumayı istediğim “Gurur ve Önyargı”nın Berrak Göçer’in çevirisiyle basılan yeni baskısını Eylül’de edinmiştim, bu ay sonunda okuyabildim. Bir de Aylin Balboa’nın “Ateş Sönene Kadar” isimli öykü kitabını okudum. Umuyorum ki önümüzdeki ay daha çok okuyacağım.</p>

<p>Bu ay postanede biriken kartpostallarım da toplu olarak geldi, 24 kartpostal. Kartpostallarla ilgili 2018 tarihli <a href="/bir-yillik-kartpostal-macerasi">bir yazım</a> da var, bir koleksiyondan bahsediyor. Aslında yazıdan beri o koleksiyona çok ekleme yapamamıştım ancak tekrar ilgilenmeye başladım. Bu sene o koleksiyonu dijital bir veri tabanına aktarmak istedim ve ayrıca <a href="/kartpostallar">internet sitemde de bunun için bir sayfa yaptım</a>. Bu veri tabanı sadece kartpostalların ön yüzlerini ve bir de eğer kartpostal ile ilgili yazdığım not varsa onu içeriyor. Belki ileride farklı bilgiler de eklerim ama sanmıyorum.</p>

<p>Aslında bu tarz bir sayfayı okuduğum kitaplar için yapmayı uzun süredir istiyordum, sitemin önceki versiyonunda bir “<em>okuma listem</em>” sayfası vardı ama sayfa, o versiyonda hiçbir zaman <em>bakım</em>dan çıkamadı. <em>Eski versiyon</em> demişken, sitemi daha önce ziyaret ettiyseniz tasarımının değiştiğini de fark etmişsinizdir, bu da 2024 ile birlikte oldu.</p>

<p>Ocak, ayrıca doğduğum ay olduğu için bu ay sonunda bir yaş daha almış olacağım. Uyudum, uyandım ve bir yıl yaşlandım şeklinde olmadığı için bu yaşımın bir kısmı 2023’ten kalan bir şeydi. O kısmı da bittiğine göre 2024’e başlayabilirim.</p>]]></content><author><name>Oğuzhan Aydın</name></author><category term="Günlükler" /><category term="kartpostal" /><category term="günlük" /><category term="aylık" /><category term="yeniyıl" /><summary type="html"><![CDATA[Yeni yıla taze bir başlangıç. Ocak'ta okuduklarım ve sitede yaptığım değişiklikler.]]></summary></entry><entry xml:lang="tr"><title type="html">İbrahim Balaban Müzesi ve Tekirdağ Müzeleri</title><link href="https://oguzhanaydin.com/tekirdag-muzeleri" rel="alternate" type="text/html" title="İbrahim Balaban Müzesi ve Tekirdağ Müzeleri" /><published>2018-09-07T00:00:00+00:00</published><updated>2018-09-07T00:00:00+00:00</updated><id>https://oguzhanaydin.com/tekirdag-muzeleri</id><content type="html" xml:base="https://oguzhanaydin.com/tekirdag-muzeleri"><![CDATA[<style>
    img {
    display: block;
    margin: 0px auto;
    max-width: 50%;
    }
</style>

<p>Bugün Tekirdağ’da yeni bir müzenin, “Ressam İbrahim Balaban Müzesi”nin açılışı gerçekleştirildi ve ben de bu açılışa katıldım. Uzun süredir blog yazmadığım için de bu olayı yazmaya karar verdim.</p>

<p>Açılış saat 16’da idi ve ben biraz erken gitmiştim(Aslında bunu bilerek yaptım.). Bir köşe bulup etkinliğin başlamasını beklemeyi planlıyordum ama oraya gittiğimde farklı bir yer daha keşfettim: Müzik Teknolojileri Müzesi. İçerisinde pek çok müzik aleti sergilendiği gibi bir köşede de müzik aleti yapım atölyesi gösteriliyordu. Ayrıca müze içerisinde geçmiş hikayesi olan enstrümanlar da mevcut, bunlardan birisi de Barbaros Hayrettin Paşa’nın kavalı. Müzik ile ilgili biriyseniz gerçekten harika bir yer, şahsen ben çok beğendim. Burayı gezdikten sonra dışarı çıktım ve kısa bir süre sonra da belediye başkanı, hemen ardından da Hıfzı Topuz, İbrahim Balaban ve ailesi geldi.</p>

<p>Açılış konuşması olarak belediye başkanı müzenin açılış hikayesini anlattı ve mikrofonu Hıfzı Topuz’a verdi. Hıfzı Bey de Nazım Hikmet ile olan bir anısını anlattı. Yapılan konuşmalardan sonra içeriye girildi.</p>

<p>İçeri girildiğinde İbrahim Balaban, Nazım Hikmet’in kendisine ithaf ettiği şiirden bir kaç dize okuyup ardından eserlerini anlatarak üst kata doğru çıktı. Ressam’ın kendi deyişiyle, evlerindeki tabloların çoğunu buraya getirmişler. İki katlı olan müze gerçekten çok zengin ve güzel. Nazım Hikmet’in kendi çizdiği Aynacı Yusuf portesi, Balaban tarafından çizilen Nazım Hikmet resimleri ve Balaban’ın baskıları, aile resimleri, rölyefleri, pek tabii tabloları müzede görebileceğiniz eserlerden. İşte müzede çektiğim resimlerden bazıları:</p>

<table>
  <tbody>
    <tr>
      <td><img src="\assets\img\tekirdagmuzeleri\muze1.jpg" alt="Müzenin Giriş Kısmı" /></td>
      <td> </td>
      <td><img src="\assets\img\tekirdagmuzeleri\muze2.jpg" alt="Saban Süren ve Meyve Toplayan Çocuklar" /></td>
    </tr>
    <tr>
      <td><img src="\assets\img\tekirdagmuzeleri\muze3.jpg" alt="Nazım Hikmet'in yaptığı Balaban resmi ve önünde İbrahim Balaban'ın kendisi." /></td>
      <td> </td>
      <td><img src="\assets\img\tekirdagmuzeleri\muze4.jpg" alt="Nazım Hikmet'in yaptığı Balaban resmi ve önünde İbrahim Balaban'ın kendisi." /></td>
    </tr>
  </tbody>
</table>

<blockquote>
  <p>İşte seyreyle gözüm, hünerini Balaban’ın.<br />
İşte şafak vakti, Mayıs ayındayız.<br />
İşte aydınlık:<br />
akıllı, cesur, taze, diri, insafsız.<br />
İşte bulut:<br />
kaymak gibi lüle lüle.<br />
İşte dağlar:<br />
hem de mavi, hem de serin.<br />
(…)</p>
</blockquote>

<blockquote>
  <p>Nâzım Hikmet – İbrahim Balaban’ın “Bahar” tablosu üstüne söylenmiştir.</p>
</blockquote>

<p>Ben bu müzeyi ilk defa Mayıs ayında ziyaret etmiştim ve daha o zaman bu yazıyı yazmayı planlamıştım. Hatta Tekirdağ’daki diğer müzeleri de içine alan bir yazı hazırlamıştım ama yayımlamadım. Dolasıyla bugün; yarısı blog, yarısı haber yazısı şeklinde olan bu yazıyı bitirmeden önce Tekirdağ’da gezebileceğiniz diğer müzelerden de kısaca bahsetmek istiyorum.</p>

<p>Tekirdağ Süleymanpaşa’da ziyaret edebileceğiniz müzeler: Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Namık Kemal Evi, Rakoczi Müzesi, Ressam İbrahim Balaban Müzesi, Müzik Teknolojileri Müzesi. Yakında gezebileceğiniz bir müze: Eski Tekirdağ Fotoğrafları Müzesi.</p>

<h2 id="arkeoloji-ve-etnografya-müzesi">Arkeoloji ve Etnografya Müzesi</h2>

<p>Tekirdağ Müzesi olarak da geçen bu müze eski vali konağı binasına yapılmış. Dolayısıyla binanın kapısının üstünde “Vali Konağı” yazıyor.</p>

<p>Müzede gezebileceğiniz 3 oda ve bir de bahçe var. Bahçe ve bir oda sadece arkeoloji bölümü için ayrılmış. Bir oda ikiye bölünmüş; odanın bir bölümü etnografya, bir bölümü de arkeoloji bölümü olarak ayrılmış. Kalan son oda ise “Tekirdağ Odası”. Tekirdağ Odasında eski Tekirdağ evlerinin iç yapısı yansıtılmaya çalışılmış.</p>

<p>Müze geniş bir arkeoloji bölümüne sahip, ki bu benim en sevdiğim kısım oldu. Özellikle giriş katında pek çok mezar steli(taşı) bulunuyor. Mezar stelleri üzerinde bulunan yazıların tercümesi, stelin hemen yanında bulunan künyede yer alıyor.</p>

<h2 id="namık-kemal-evi">Namık Kemal Evi</h2>

<p>Vatan şairi Namık Kemal Tekirdağ’da doğmuştur. Namık Kemal Evi, Namık Kemal’in anısına oluşturulmuş bir müzedir lakin Namık Kemal’in asıl evi değildir.</p>

<p>İçerisinde çoğunlukla halk tarafından hediye edilmiş, Tekirdağ ve çevresine ait yöresel eşyalar, tablolar, Namık Kemal’in eserleri bulunmaktadır.</p>

<h2 id="rakoczi-müzesi">Rakoczi Müzesi</h2>

<p>Macar prensi olan Rakoczi’nin Tekirdağ’da bulunduğu zamanlarda vakit geçirdiği ev Macaristan Hükumeti tarafından satın alınıp müzeye çevrilmiş. Müze içerisinde o dönemde kullanılan eşyalar, çeşitli tablolar mevcut.</p>

<p>Ayrıca bu müzenin en beğendim kısmı Macar ziyaretçiler, oraya hatıra olarak kuşağımsı bir kumaşa (Adlarını unuttum.) isimlerini, işlerini, geldikleri yeri yazıyorlar, bunlar da tavandaki iplerden sarkıtılıyor. İlginç ve güzel bir görüntü oluşturduklarını söylemeliyim.</p>

<p>Son Güncellenme: 7 Eylül 2018</p>]]></content><author><name>Oğuzhan Aydın</name></author><category term="Yazılar" /><category term="müze" /><category term="tekirdağ" /><summary type="html"><![CDATA[Bugün Tekirdağ'da yeni bir müzenin, "Ressam İbrahim Balaban Müzesi"nin açılışı gerçekleştirildi ve ben de bu açılışa katıldım.]]></summary><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://oguzhanaydin.com/tekirdagmuzeleri/anagorsel.jpg" /><media:content medium="image" url="https://oguzhanaydin.com/tekirdagmuzeleri/anagorsel.jpg" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" /></entry><entry xml:lang="tr"><title type="html">Bir Yıllık Kartpostal Macerası</title><link href="https://oguzhanaydin.com/bir-yillik-kartpostal-macerasi" rel="alternate" type="text/html" title="Bir Yıllık Kartpostal Macerası" /><published>2018-04-20T00:00:00+00:00</published><updated>2018-04-20T00:00:00+00:00</updated><id>https://oguzhanaydin.com/bir-yillik-kartpostal-macerasi</id><content type="html" xml:base="https://oguzhanaydin.com/bir-yillik-kartpostal-macerasi"><![CDATA[<style>
    img {
    display: block;
    margin: 0px auto;
    max-width: 50%;
    }
</style>

<p>Bir yıl kadar önce, hayatımda postaneye dahi gitmeme rağmen, kartpostal koleksiyonu yapmaya karar verdim. Verdiğim bu kadar, Hayallerimde Ben blogundaki yazıyı görmem sonucu aniden gelişmişti. Sonrasında biraz araştırma yaparak ben de bu işe giriştim.</p>

<p>İlk kartpostalımı göndereceğim zaman beş ya da altı tane kırtasiye gezdim ve sonunda Tekirdağ Kitabevinde <em>(Daha sonraları Kerem Kırtasiyede de olduğunu keşfettim.)</em> kartpostal buldum. İlk kartpostalımı gönderdim ve sonrasında beklemeye başladım. Acaba postacı bizim evi mi bulamadı diye düşünmeye başladıktan birkaç gün sonra ilk kartpostalımı aldım. Aldığım bu kartpostalın getirdiği sevinçle ertesi gün bir kartpostal daha gönderdim.</p>

<p>Bu kartpostal gönderme ve alma eylemim hâlâ bu şekilde devam ediyor. Söylemeliyim ki kartpostal almak çok hoş bir duygu. Özellikle, siz beklemiyorken gelen kartpostal kadar güzel bir şey yok.</p>

<p><img src="assets\img\kartpostal-yazisi\postcrossingharita.png" alt="Gönderdiğim ve aldığım kartpostalları gösteren harita. Gönderdiklerim kırmızı, aldıklarım ise mavi renktedir." /></p>

<p>Bir süre sonra her kartpostalın sizin için farklı bir anlamı oluyor. Hepsi zaten farklı kişiler tarafından gönderiliyor ama hepsinin içeriği de farklı. Kimileri hobilerinden, sevdiği bir sözden bahsederken kimileriyse çıkartmalarla süslüyor. Bence ne yaptıkları o kadar da önemli değil. Asıl önemli olan bunu sizin için yapmaları.</p>

<p>Kartpostalları bu kadar övmüş olsam da bunun bu kadar süreceğini düşünmüyordum çünkü ben fazlasıyla üşengeç bir insanım ve sıcak havalarda postaneye kadar yürümek, en azından benim için, pek keyifli bir eylem değil. Ama sonucunda güzel bir şey elde edilecekse, ufak fedakarlıklar yapmakta bir sakınca yok. Ben yaptığım bu fedakarlık(!) sonucu aldığım karşılığın görsellerini aşağıya ekledim.</p>

<table>
  <tbody>
    <tr>
      <td><img src="assets\img\kartpostal-yazisi\kartpostal1.png" alt="Chicagodan almış olduğum bir kartpostal. İlklerden." /></td>
      <td> </td>
      <td><img src="assets\img\kartpostal-yazisi\kartpostal2.png" alt="Aldığım ilk kartpostallardan biri, en sevdiklerimden. Rusyadan." /></td>
    </tr>
    <tr>
      <td><img src="assets\img\kartpostal-yazisi\kartpostal3.png" alt="Tayvandan gelmiş hoş bir kartpostal." /></td>
      <td> </td>
      <td><img src="assets\img\kartpostal-yazisi\kartpostal4.png" alt="Trabzondan gelmiş bir kartpostal. En sevdiklerimden biri." /></td>
    </tr>
  </tbody>
</table>

<p>Şimdiye kadar 2 kartpostal hariç hepsini Postcrossing sitesiyle edindim. Site bir nevi değiş-tokuş mantığı ile çalışıyor. Birine kartpostal göndermek için siteden adres talep ediyorsunuz. Site de size rastgele bir adres ve beraberinde ülke kısaltmanız ile başlayan bir kod veriyor. Bu kod eğer Türkiye’den gönderiyorsanız, TR-123456 şeklinde olur ve bunu göndereceğiniz kartpostalın üstüne yazmanız istenir. Bu sayede gönderdiğiniz kişi, kartpostal ona ulaştığında bunu sisteme girebilir. Kişi kartpostalı sisteme girdiği zaman sizin adresiniz de dünyanın rastgele bir yerinden, farklı bir kişiyle paylaşılır ve o kişi de size kartpostal gönderir. Ben ilk başlarda tek tek gönderiyordum ama sonraları toplu göndermenin daha mantıklı olduğunun farkına vardım. Eğer göndermeyi düşünürseniz dört ya da beş tane birden göndermek çok daha iyi oluyor. Tabii bu tamamen sizin tercihinize kalmış bir durum.</p>

<p>Kartpostal göndermek gerçekten çok basit ve denememeniz için hiçbir sebep yok. Bir düşünün derim. Eğer kafanıza takılan bir durum olursa benimle iletişim kurabilirsiniz, elimden geldiğince sorularınızı cevaplandırmaya çalışırım.</p>

<p>Öyleyse, <strong>Happy Postcrossing!</strong></p>]]></content><author><name>Oğuzhan Aydın</name></author><category term="Hobi" /><category term="postcrossing" /><category term="kartpostal" /><summary type="html"><![CDATA[Bir yıl kadar önce, hayatımda postaneye dahi gitmeme rağmen, kartpostal koleksiyonu yapmaya karar verdim.]]></summary><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://oguzhanaydin.com/kartpostal-yazisi/anagorsel.png" /><media:content medium="image" url="https://oguzhanaydin.com/kartpostal-yazisi/anagorsel.png" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" /></entry></feed>